Tıbbi Sözlük

Hoş geldiniz, tibbisozluk.com Sağlıklı yaşam sosyal paylaşım platformudur. Sağlık hakkındaki kararlarınızı mutlaka bir hekim'e danışarak veriniz. Tüm soru görüş ve önerileriniz için info@tibbisozluk.com a mail atabilirsiniz. Üye olarak Tıbbi Sözlük'ün tüm özelliklerinden faydalanabilinirsiniz.

Soru sor

Sorular sorun ve yanıtlar alın

Online Psikolog

Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Akbaş

Bize Ulaşın

Site yönetimine yazın

Profesyonel Web Sitesi

Profesyonel bir web sitesi için tıklayın.

Glokom (Göz Tansiyonu) ve Tedavi Yaklaşımları

tibbisozluk

Administrator
Personel
Katıldı
22 Aralık 2024
Mesajlar
303
Tepki puanı
0
Puanlar
16

Glokom (Göz Tansiyonu) ve Tedavi Yaklaşımları​


Glokom, görme siniri hasarına yol açan ve genellikle artmış göz içi basıncı (GİB) ile karakterize ilerleyici bir hastalık grubunu ifade eder. Halk arasında “göz tansiyonu” olarak da anılan glokom, dünya genelinde geri dönüşsüz körlüğün en önde gelen nedenleri arasında yer alır. Göz içi basıncındaki yükselme, retinada bulunan ve görme işlevinden sorumlu optik sinirin (nervus opticus) liflerinde ilerleyici yıkıma yol açar. Erken dönemde belirgin semptom vermeyen bu hastalık, ilerledikçe periferik görme kaybı yaratır ve tedavi edilmediği takdirde merkezî görmeyi de etkileyerek kalıcı körlükle sonuçlanabilir. İlerleyici ve sinsi karakteri, glokomu toplum sağlığı açısından dikkatle izlenmesi gereken bir hastalık haline getirir. Erken tanı, düzenli takip ve etkin tedavi protokolleri sayesinde glokomun yarattığı hasar büyük ölçüde yavaşlatılabilir veya kontrol altına alınabilir.

Glokomun Tanımı ve Sınıflandırılması​


Glokom, optik sinirde ilerleyici hasar ve görme alanı kaybıyla tanımlanan bir dizi hastalığı kapsar. Göz içi basıncının (GİB) yükselmesi en yaygın ve önemli risk faktörüdür, ancak bazı olgularda GİB normal sınırlarda seyredebilir. Yine de GİB, görme siniri hasarının oluşumunda en kritik değiştirilebilir unsur olarak kabul edilir. Glokom esas olarak “açık açılı” ve “kapalı açılı” ya da “dar açılı” olmak üzere iki ana başlık altında incelenir.

Açık açılı glokom, en sık rastlanan formdur ve toplumda “primer açık açılı glokom” (PAAG) adıyla bilinir. Bu türde, gözün ön bölgesinde yer alan trabeküler ağ adı verilen sıvı drenaj yolu yapısal değişiklikler veya bozulmuş işlev nedeniyle yeterli sıvı dışa akımını gerçekleştiremez. Sonuçta göz içi basıncı yükselir ve optik sinirde progresif hasar meydana gelir. Açık açılı glokom, başlangıç aşamalarında genellikle asemptomatiktir; yani hasta uzun süre farkında olmadan göz tansiyonu yüksekliğiyle yaşar. Bu nedenle sıklıkla rutin göz muayenelerinde tesadüfi keşfedilir.

Kapalı açılı (dar açılı) glokom ise ön kamara açısının anatomik veya fonksiyonel olarak kapanmasıyla ilişkilidir. Bu durumda iris, trabeküler ağa doğru itilir ve göz sıvısının dışa akımı aniden veya kronik olarak engellenir. Akut açı kapanması krizi adı verilen tablo, son derece acil bir durumdur ve gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, bulanık görme, baş ağrısı, bazen bulantı-kusma gibi sistemik semptomlarla seyreder. Önemli oranda göz içi basıncı artışı söz konusudur. Erken müdahale edilmezse kalıcı görme kaybına gidebilir. Kronik açı kapanması ise daha sinsi seyreder, zamanla benzer hasarlara yol açabilir.

Bu temel iki sınıflamanın yanı sıra, konjenital (doğuştan) glokom, sekonder glokom ve normal basınçlı glokom gibi farklı alt türler de mevcuttur. Konjenital glokom, trabeküler ağın gelişimindeki anormallikler nedeniyle bebeklik döneminde göz tansiyonunun yükselmesine yol açar. Çocuk hastalarda sulanma, ışığa hassasiyet (fotofobi) ve gözlerde büyüme gibi bulgular görülebilir. Sekonder glokom, göz travması, üveit, steroid kullanımı veya başka bir göz hastalığı nedeniyle gelişir. Normal basınçlı glokom ise göz içi basıncının “normal” kabul edilen aralıklarda seyretmesine rağmen optik sinirde tipik glokom hasarının ortaya çıkmasıyla karakterizedir. Bu formda, GİB’ye ek olarak optik siniri savunmasız kılan vasküler veya yapısal faktörlerin rol oynadığı düşünülür.

Epidemiyoloji ve Risk Faktörleri​


Glokom, yaşla beraber sıklığı artan bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 40 yaş üzerindeki erişkin nüfusta açık açılı glokom prevalansı ortalama %2 civarında kabul edilir. Bu oran 70 yaş üzerinde belirgin biçimde yükselir. Afrikalı kökenli bireylerde, açık açılı glokomun beyaz populasyona göre daha sık ve agresif seyrettiği bildirilmiştir. Asyalı toplumlarda ise açı kapanması glokomu daha yaygındır ve daha erken yaşlarda başlayabilir. Ayrıca aile öyküsü, glokom riskini anlamlı şekilde artıran faktörlerden biridir. Birinci derece akrabalarında glokom öyküsü bulunan kişilerde, toplum geneline oranla 4-9 kat daha yüksek bir risk söz konusudur.

Yüksek göz içi basıncı, glokom için önemli ama tek başına yetersiz bir belirleyicidir. Bazı kişilerde 25 mmHg gibi nispeten yüksek ölçülen GİB, optik sinirde kayda değer bir hasar oluşturmazken, başka bir grupta 18 mmHg gibi normal kabul edilen basınç değerlerinde dahi ağır optik sinir harabiyeti görülebilir. Bu nedenle, kalıtımsal yatkınlık, vasküler reaktivite bozuklukları, oküler perfüzyon basıncı, kornea kalınlığı gibi faktörler de glokom riskini belirlemede önemlidir. İnce kornea, optik siniri besleyen damarlarda yetersiz perfüzyon veya tekrarlayan hipotansiyon atakları, normal basınçlı glokom için predispozan etkenler olarak görülür.

Ek olarak diyabet, hipertansiyon, migren veya sistemik steroid kullanımı gibi durumlardan da glokom gelişim riski etkilenebilir. Uzun süreli veya yüksek doz kortikosteroid kullanımı, göz içi sıvısının drenajını bozan mekanizmalara yol açarak sekonder glokoma sebebiyet verebilir. Yine, göze alınan darbeler (travma), üveit gibi enflamatuvar hastalıklar veya retina damar tıkanıklıkları da sekonder glokomun zeminini hazırlayabilir. Risk faktörlerini bilmek ve tarama programlarını uygun popülasyonda uygulamak, erken tanı ve görme kaybının önlenmesinde kritik rol oynar.

Glokomun Patofizyolojisi​


Glokomun temelinde, optik sinirde yıkım ve buna bağlı görme alanı kaybı yatar. Bu yıkımın en önemli tetikleyicisi, göz içi basıncının yükselmesidir. Göz içi basıncı, göz sıvısı (aköz hümör) yapım ve atılım dengesine göre şekillenir. Aköz hümör, siliyer cisimde üretilir ve gözün ön kamara bölgesinde dolaştıktan sonra trabeküler ağdan geçerek Schlemm kanalı yoluyla venöz sisteme drene olur. Üretim ve drenaj arasındaki dengenin bozulması, aköz sıvısının birikmesine ve göz içi basıncının yükselmesine neden olur.

Artan göz içi basıncı, retina gangliyon hücrelerinin aksonlarının bulunduğu optik sinir başına (papilla) yönelik mekanik sıkıştırma yaratır. Aynı zamanda lokal vasküler perfüzyonu da bozar. Sinir lif tabakasında beslenme yetersizliği ve mekanik stres, gangliyon hücre ölümünü hızlandırır. Sonuçta görme alanında periferik kayıplar ortaya çıkar. Bu süreç genellikle “tünel görme” denen tabloya yol açar; hasta merkezî alanı uzun süre muhafaza ederken çevredeki görüşü kaybeder. Erken aşamalarda, hastanın fark edebileceği düzeyde semptom olmayabilir.

Normal basınçlı glokomda basınç yüksekliği tespit edilmese bile, optik sinirin bazı kişisel veya sistemik faktörler nedeniyle GİB’nin nispeten düşük değerlerine dahi tolerans gösteremediği düşünülür. Damar yatağının zayıf reaktivitesi, hipotansiyon atakları, mikrovasküler hastalıklar gibi etkenler optik sinirin savunma mekanizmalarını zayıflatır. Dolayısıyla glokom, tek boyutlu bir basınç yüksekliği hastalığı olmaktan ziyade, optik sinirin duyarlılığının ve gözün hemodinamik özelliklerinin bütüncül ele alınması gereken bir bozukluktur.

Açı kapanması glokomunda patofizyolojik mekanizma, iris ve trabeküler ağ arasındaki fiziksel temastır. İris kornea ya da lens yönüne doğru öne hareket ederek ön kamara açısını daraltır. Bu da aköz hümörün trabeküler ağa ulaşmasını engeller. Bazı bireylerde anatomik olarak ön kamara derinliği zaten azdır; yaşlanmaya bağlı olarak lens kalınlaşır ve iris bombeleşirse açı kapanması riski artar. Akut krizlerde göz içi basıncı birden 40-50 mmHg’nın üstüne çıkabilir, bu da çok şiddetli ağrı ve hızlı sinir hasarıyla sonuçlanır.

Klinik Bulgular ve Tanı​


Glokomun klinik bulguları, açık açılı ve açı kapanması formları arasında değişkenlik gösterir. Açık açılı glokom çoğunlukla asemptomatiktir, bu nedenle “sessiz hırsız” olarak anılır. Görme alanındaki kayıplar ancak ileri safhaya gelindiğinde hasta tarafından fark edilir. Periferik görme kaybı, merkezî görme korunurken uzun süre anlaşılmayabilir. Bu yüzden düzenli göz muayenesi, özellikle risk gruplarında hayati önem taşır. Açı kapanması glokomunda ise akut atakla şiddetli göz ağrısı, bulanık görme, ışıklar etrafında haleler, gözde kızarıklık, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma sık görülür.

Tanıda ilk basamak, göz içi basıncının ölçümü (tonometri) ve göz dibi muayenesidir. Tonometre cihazları (ör. Goldmann aplanasyon tonometresi) ile GİB’nin mmHg cinsinden değeri tespit edilir. Tekrarlayan ölçümler veya 24 saatlik GİB değişkenliği de takip edilmelidir, çünkü basınç gün içinde dalgalanabilir. Bazen “oküler hipertansiyon” vakalarında göz içi basıncı yüksek olmasına karşın optik sinir hasarı bulunmayabilir; bu bireyler yakından izlenmelidir.

Optik sinir başı muayenesinde, göz dibi değerlendirilirken “cup/disc oranı” (çukurluk/disk oranı) ölçülür. Bu oran arttıkça glokom hasarı şüphesi güçlenir. Glokomatöz hasarlı optik disklerde, cup/disc oranı >0.6-0.7 gibi değerler göze çarpabilir. Aynı zamanda görme alanı testleri (perimetri) ile periferik ve merkezi alanlardaki kayıplar saptanır. Otomatik perimetri cihazları, erken dönemdeki ince defektleri bile yakalayabilir. Glokomda tipik olarak nasal kadran defektleri, Bjerrum skotu veya arcuate skotoma gibi alan kayıpları saptanır.

Ek olarak, optik koherens tomografi (OCT) cihazlarıyla retina sinir lifi kalınlığı ölçülür. Glokom, sinir lifi tabakasında incelme yaparak OCT’lerde fark edilebilir. OCT, tedavinin etkinliğini izleme ve hastalığın progresyonunu değerlendirmede sıklıkla kullanılır. Gonyoskopi de bir başka tanısal yöntemdir; açı kapanması glokomundan şüphelenildiğinde ön kamara açısının anatomik durumu özel lenslerle incelenerek açı açıklığı derecesi belirlenir.

Glokom Tedavi İlkeleri ve Genel Yaklaşım​


Glokomun tedavisindeki ana hedef, göz içi basıncını düşürerek optik sinir hasarının progresyonunu yavaşlatmak veya durdurmaktır. Günümüzde tamamen iyileştirici (küratif) bir tedavi bulunmamakla birlikte, GİB kontrolü sağlandığında hastanın görme alanındaki kayıplar büyük oranda stabil tutulabilir. Tedavi yaklaşımı; farmakolojik ajanlar, lazer uygulamaları ve cerrahi prosedürleri içerir. Hangi yöntemin seçileceği, glokom türüne, hastanın GİB düzeyine, görme siniri hasarının derecesine ve hastanın genel sağlık durumuna bağlıdır.

Açık açılı glokomun başlangıç tedavisi sıklıkla topikal göz damlalarıyla yapılır. İlaçlar, göz sıvısı üretimini azaltabilir veya dışa akımını artırabilir. Açı kapanması glokomunda ise öncelikle acil müdahale edilerek göz içi basıncının hızla düşürülmesi gerekir. Ardından kalıcı çözüm için lazer iridotomi veya cerrahi yöntemlere başvurulur. Kronik açı kapanması veya diğer sekonder glokomlarda da tedavi, benzer esaslara göre düzenlenir ancak ek protokoller gerekebilir. Tedavinin temel prensibi, hastanın yaşam boyu izlenmesi gerektiğidir; düzenli kontroller, basınç ölçümleri, görme alanı ve OCT analizleri yapılması, hastalığın seyrini anlamada ve gerekli doz-ilaç değişikliklerini yapmada kritik önem taşır.

Farmakolojik Tedavi Seçenekleri​


Glokom tedavisinde en sık kullanılan ilk basamak ajanlar, topikal prostaglandin analogları, beta blokerler ve alfa-2 agonistlerdir. Ayrıca karboanhidraz inhibitörleri ve kolinerjik agonistler de bazı vakalarda devreye girer.

Prostaglandin analogları (örn. latanoprost, bimatoprost, travoprost), uveoskleral dışa akımı artırarak GİB’yi düşürür. Günlük tek doz uygulamayla bile uzun süreli basınç kontrolü sağlayabilirler. Göz rengi (iris pigmantasyonunda koyulaşma) ve kirpik büyümesi gibi yan etkileri de olabilir. Beta blokerler (örn. timolol, betaksolol), siliyer cisimdeki aköz üretimini baskılar. Özellikle sistemik dolaşıma bir miktar karıştığında astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı veya bradikardi gibi sistemik yan etkilere yol açabileceğinden dikkatle kullanılmalıdır. Alfa-2 agonistler (örn. brimonidin, apraklonidin) yine aköz üretimini azaltır ve dışa akımı kısmen artırır; ancak sedasyon, ağız kuruluğu gibi yan etkiler görülebilir. Bazı vakalarda topikal alerji oluşumu da problem olabilir.

Karbonik anhidraz inhibitörleri (örn. dorzolamid, brinzolamid) göz içine topikal olarak uygulandığında aköz üretimini baskılar. Sistemik formları (asetazolamid) akut yüksek GİB ataklarında veya cerrahi öncesi basınç düşürmek amacıyla kullanılabilir, ancak sistemik yan etkileri nedeniyle uzun süreli kullanımda pek tercih edilmez. Parasempatomimetik ajanlar (pilokarpin vb.) pupilla konstriksiyonu sağlayarak trabeküler ağ bölgesinin açılmasını kolaylaştırabilir, ancak miyopiye eğilim, gece görüşünde zayıflama gibi istenmeyen sonuçlar yaratabilir. Bu yüzden daha çok açı kapanması glokomunda veya akut kriz sırasında kullanım alanı bulur.

Kombinasyon preparatları (örn. timolol-dorzolamid, brimonidin-timolol gibi) tek şişede birden fazla etken madde içermesiyle kullanım kolaylığı sunar ve hasta uyumunu artırabilir. Tedavi protokolü kişiye özgü planlanmalı, yan etkiler ve karşıt endikasyonlar göz önünde bulundurulmalıdır. Göz damlaları düzenli ve doğru yöntemle uygulanmalı, hekim tarafından önerilen periyotlarda GİB kontrolü yapılmalıdır. Bazı hastalar, birden fazla damlayı bir arada kullanmayı gerektiren kombinasyon tedavisine ihtiyaç duyabilir.

Lazer Tedavileri​


Farmakolojik tedavi yetersiz kaldığında veya hasta uyumsuzluğu söz konusu olduğunda lazer uygulamaları devreye girer. Açık açılı glokomda en sık başvurulan yöntem, “Argon Lazer Trabeküloplasti” (ALT) ya da “Selektif Lazer Trabeküloplasti” (SLT) şeklindedir. Bu uygulama, trabeküler ağa lazer atışları yaparak drenaj kanalının geçirgenliğini artırmayı hedefler. Selektif lazer trabeküloplasti, daha düşük enerjiyle spesifik pigment hücrelerine etki ettiğinden çevre dokulara zarar verme riski daha düşüktür. Lazer trabeküloplastinin etkinliği zaman içinde azalabilir; yine de birçok hastada basınç düşüşü sağlanır. Tedavi, gerektiğinde tekrar edilebilir.

Açı kapanması glokomunda lazer iridotomi, bir diğer kritik yöntemdir. Gözün renkli kısmı olan irise küçük bir açıklık (delik) oluşturularak, arka kameradan ön kamaraya sıvı geçişi kolaylaştırılır. Böylece pupilla bloğu çözülür ve ön kamara açısı açılır. Iridotomi, özellikle açı kapanması riski yüksek olan gözlerde profilaktik amaçla da uygulanabilir. Bu işlemle akut açı kapanması krizlerinin önüne geçilebilir.

Ayrıca “Lazer Siklofotokoagülasyon” gibi yöntemler, siliyer cisimde aköz üretiminden sorumlu dokunun kısmen tahribatıyla basınç kontrolü sağlamayı amaçlar. Bu daha çok dirençli ve ileri olgularda başvurulan bir yöntemdir. Lazer tedavileri genellikle ayaktan uygulanır, nispeten kısa sürer ve cerrahiye kıyasla daha az invazivdir. Ancak her vakada başarı oranı aynı düzeyde değildir. Bazı hastalarda lazer etkili olmaz veya zamanla etkisini yitirebilir.

Cerrahi Yaklaşımlar​


Glokom cerrahisi, ilaç ve lazer yöntemleriyle kontrol altına alınamayan, optik sinir hasarının ilerlediği hastalarda gündeme gelir. Ana amaç, göz içi sıvısının daha iyi drenajını sağlayacak yapay bir yol oluşturmak veya aköz üretimini sınırlandırmaktır. En yaygın uygulanan cerrahi teknik “trabekulektomi” adlı prosedürdür. Trabekulektomide, sklera üzerinde bir pencere açılarak göz sıvısı subkonjonktival alana yönlendirilir. Burada bleb denilen küçük bir baloncuk oluşur ve sıvı bu bölgeden lenfatik ve vasküler sisteme karışır. Böylece GİB düşürülür.

Bağırsak veya diğer doku greftleri ya da sentetik materyaller kullanılarak glokom drenaj implantları (tüp şantlar) yerleştirmek de bir diğer yöntemdir. Bu implantlar, aköz hümörün gözün dışına veya belirli bir bölgeye akmasını kolaylaştırır. Tüp şant cerrahisi, sıklıkla daha önce başarısız trabekulektomi geçirmiş veya sekonder glokomu olan vakalarda tercih edilir. Ancak bu yöntem, göze yerleştirilen yabancı bir cisim varlığı nedeniyle ek riskler ve uzun dönem takip zorlukları içerir.

Son yıllarda minimal invaziv glokom cerrahisi (MIGS) teknikleri popülerlik kazanmıştır. Bu prosedürler, daha küçük kesiler ve daha az doku hasarı yaratarak drenaj yollarını iyileştirmeyi amaçlar. Örnekleri arasında trabektom, iStent, Kahook Dual Blade, Xen Gel Stent ve Hydrus Microstent sayılabilir. MIGS, genellikle katarakt cerrahisiyle eşzamanlı uygulanır ve hafif-orta derecedeki glokomlarda uzun süreli basınç kontrolü sunabilir. Ancak ileri glokomda etkinliği sınırlı olabilir.

Cerrahi girişimlerin başarısını etkileyen faktörler arasında hastanın yaşı, glokomun tipi, gözün anatomik ve fiziksel özellikleri, üveit veya diyabet gibi eşlik eden durumlar sayılabilir. Ayrıca postoperatif dönemde yara iyileşmesi ve skar dokusu oluşumu, yeni drenaj yolunu olumsuz etkileyerek basıncın yeniden yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle antifibrotik ajanlar (örneğin mitomisin-C) cerrahi sırasında ve sonrasında kullanılabilir.

Takip ve İzlem​


Glokom, kronik seyirli bir hastalık olduğundan, tedavi hangi yöntemle yapılırsa yapılsın ömür boyu izlem gerektirir. Hastaların düzenli göz muayenelerine gitmesi, hekim tavsiyelerine uyması ve belirtileri fark ettiğinde gecikmeden uzman yardımı alması, görme fonksiyonunun korunmasında yaşamsal önemdedir. Takip programında göz içi basıncının ölçümü, optik sinir başı değerlendirmesi, görme alanı ve OCT gibi ileri testler periyodik olarak uygulanır. Hekim, basıncın hedef değer aralığında olup olmadığını izler. Bazı hastalarda 16-18 mmHg hedeflenirken, risk faktörleri fazla olan ya da optik sinir hasarı ileri düzeyde olan hastalarda 10-12 mmHg gibi daha düşük hedefler gerekebilir.

Tedavi protokolü, zaman içinde basınç kontrolü yetersiz veya fazla olduğu takdirde değiştirilebilir. İlaç dozu veya kombinasyonu ayarlanabilir, yan etkiler veya hastanın ilaca uyumu gözden geçirilir. Bazı kişilerde hastalık yavaş ilerlerken, bazılarında daha agresif bir seyir izler. Modern teknolojiyle görme alanı ve OCT taramaları, hastalığın hızını gösterir. Eğer son ziyaretler arasında belirgin bir progresyon saptanırsa, ek tedavi adımları düşünülür.

Hasta eğitimi bu noktada kilit rol oynar. Birçok glokom hastası, günlük damla uygulamasını aksatma, damlanın doğru göze/dozda uygulanmaması gibi durumlar yaşayabilir. İlaçların doğru kullanımı kadar, mümkünse aynı saat aralıklarında damlatılması da önemlidir. Göz damlası uygularken, alt göz kapağını nazikçe çekip damlayı damlatmak, ardından 1-2 dakika gözleri kapalı tutmak ve gözyaşı kanalına bası uygulayarak sistemik emilimi azaltmak önerilir. Ayrıca, olası yan etkiler hakkında hekimin bilgilendirmesi, hastanın tedaviye sadakatini artırır.

Yaşam Tarzı ve Destekleyici Uygulamalar​


Glokomda göz içi basıncını ilaçlar ve cerrahiyle düşürmek esastır, ancak yaşam tarzı düzenlemeleriyle ek faydalar sağlanabilir. Dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve stresten uzak durmak, genel damar sağlığını ve dolayısıyla göz sağlığını destekler. Düzenli egzersiz, kontrollü yapıldığında göz içi basıncını bir miktar azaltabilir. Ancak ağır halter kaldırma gibi başa aşırı basınç bindiren ya da uzun süre ters duruşlar (örneğin yoga duruşları) GİB’yi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hekime danışarak uygun egzersiz programı belirlenmelidir.

Kafein, alkol ve sigara kullanımı da göz tansiyonunu etkileyebilir. Yüksek miktarda kafein alımı, geçici GİB artışına neden olabilir. Sigara, vasküler hastalıklara neden olup optik sinir perfüzyonunu bozabilir. Bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemek, glokomun ilerleyişini yavaşlatmada katkı sunar. Bazı çalışmalar, omega-3 yağ asitleri veya antioksidan bakımından zengin beslenmenin, göz sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini göstermiştir. Ancak bunlar tıbbi tedavi yerine geçmez; sadece ek destek niteliğindedir.

Yoga, meditasyon gibi gevşeme teknikleri veya stres yönetimi yöntemleri, dolaylı şekilde göz tansiyonuna fayda sağlayabilir. Aşırı stresin, sempatik aktiviteyi yükselterek göz içi basıncını artırdığı bilinir. Derin nefes egzersizleri ve hafif yoga programları (baş aşağı pozisyonlardan kaçınılarak) kalp damar sistemini rahatlattığından GİB kontrolüne destek olabilir. Her koşulda, hekim onayı olmadan herhangi bir alternatif yaklaşımın ana tedavinin yerine geçmesi riskli ve doğru olmayan bir karardır.

Gelecekteki Gelişmeler ve Araştırma Alanları​


Glokom tedavisinde teknolojik ve farmakolojik ilerlemeler hız kesmeden devam etmektedir. Yakın gelecekte gen tedavisi, doku mühendisliği ve nöroprotektif ilaçlar, göz tansiyonu kontrolünün ötesine geçerek doğrudan optik siniri korumaya veya yenilemeye odaklanabilir. Gangliyon hücre rejenerasyonunu teşvik eden moleküller veya nöronal ölüm mekanizmalarını bloke eden ilaçlar, glokomun geri dönüşü olmayan karakterini değiştirebilir. Yine, retina implantları veya sinir protezleri gibi ileri yöntemler hasar görmüş görme yollarını kısmen onarmayı hedefleyen teknolojiler olarak araştırılmaktadır.

Akıllı telefon tabanlı GİB ölçüm cihazları veya hastanın kendi kendine göz tansiyonu takibini yapabileceği taşınabilir tonometre prototipleri üzerinde çalışmalar vardır. Hastalar, evde basınç değişikliklerini düzenli kaydedip hekimle paylaşarak tedaviye dair anlık ayarlamalar yapılmasını sağlayabilir. Bunların yanı sıra göze yerleştirilebilen “akıllı lens” veya “mikroçip” teknolojileri, anlık basınç ölçümü ve ilaç salınımını entegre şekilde sunabilir. Bazı projelerde, göz damlası yerine bir jel veya implant vasıtasıyla uzun dönem salınım teknolojileri üzerinde durulmaktadır. Böylece hasta, her gün damla kullanımının getirdiği zorluklardan kurtulurken, daha stabil basınç kontrolü sağlanabilir.

Ayrıca genetik araştırmalar, glokomun farklı alt tiplerine yönelik biyobelirteçlerin saptanmasını hedefler. Belirli gen mutasyonlarının glokom riskini artırdığı bilinse de bu ilişkiler henüz tam olarak aydınlatılmış değildir. İleride genetik testlerle yüksek riskli bireyler erken dönemde tespit edilebilir, hatta gen düzenleme yaklaşımlarıyla hastalık önlenebilir. Elbette tüm bu yaklaşımların günlük pratiğe girmesi zaman alacak olsa da tıp dünyası bu alanda sürekli ilerlemeler kaydetmektedir.

Multidisipliner Bakış ve Sonuçlar​


Glokom, göz içinde artan basıncın ötesinde sistemik ve lokal faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan, kompleks bir hastalıktır. Hastalığın ilerleyici ve sinsi doğası, erken dönemde tanı konulmasını güçleştirebilir. Bu nedenle 40 yaş üstü bireylerin düzenli göz taraması yaptırması ve risk faktörü taşıyan (aile öyküsü, şeker hastalığı, kronik kortizon kullanımı vb.) hastaların daha yakın takip altında olması önemlidir. Tanıda tonometri, göz dibi muayenesi, görme alanı testleri, gonyoskopi ve OCT temel araçları oluşturur. Tedavi kişiye özeldir: Göz damlaları, lazer ve/veya cerrahi yöntemlerle basınç kontrol altına alınır. Amaç, optik sinir hasarının oluşumunu engellemek veya ilerlemesini durdurmaktır.

Hekim ve hasta arasındaki iş birliği, kronik bir hastalık olan glokomun yönetiminde belirleyicidir. İlaçların düzenli kullanımı, periyodik doktor ziyaretleri ve gerektiğinde cerrahi seçeneklerin değerlendirilmesi, görme fonksiyonunun korunmasına büyük katkı sunar. Bugün için tamamen hastalığı ortadan kaldıran bir tedavi yoktur, ancak GİB’yi düşürmek suretiyle görmenin büyük ölçüde muhafaza edilmesi mümkündür. Teknolojik gelişmeler ve yeni nesil ilaçlar, gelecek yıllarda glokom tedavisinin daha etkin ve hasta konforunu önceleyen yönlerde ilerleyeceğine işaret etmektedir.

Tüm bu nedenlerle, glokom hakkında toplumsal farkındalığın artırılması ve düzenli göz muayenesi kültürünün yerleştirilmesi büyük önem taşır. Bilhassa risk altındaki gruplar, belirli aralıklarla göz tansiyonu ölçümü ve optik sinir değerlendirmesi yaptırarak olası hasarları erken safhada tespit edebilir. Hastalığın tedavisinde multidisipliner bir perspektifle göz hastalıkları uzmanları, dahiliye veya endokrinoloji uzmanları, oftalmik cerrahlar ve eczacılar birlikte çalışabilir. Bu sayede hem sistemik hem de gözle ilgili faktörler göz önünde bulundurularak hasta odaklı bir yaklaşım geliştirilir. Böylelikle glokom kaynaklı görme kayıpları, erken müdahaleyle büyük oranda engellenebilir.
 

Öne çıkan içerik

Trend içerik

Üyeler çevrimiçi

Şu anda çevrimiçi üye yok.

Forum istatistikleri

Konular
307
Mesajlar
310
Üyeler
5
Son üye
Çiğdem Akbaş
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Geri
Tepe